14 Kasım 2015 Cumartesi

bülten den ... ( mayıs )



Seçim öncesi ve seçim sonrası olarak iki ayrı bakış açısıyla değerlendirmek içinde bulunduğumuz süreci daha doğru anlatacaktır.

Seçim öncesinde; piyasalar ana kurgusunu AKP’nin oy kaybedeceğine ancak tek başına iktidarını koruyacağına göre fiyatladı. Ancak mitinglerdeki performanslar ve sonrasındaki anlık anketler, bir anda süreci koalisyonla ifade eder noktaya getirdi. Ve piyasalar da, bunun kırgınlığı ile satış dalgasının hâkim olduğunu gördük. Bu duruma paralel yeni pozisyonlarda satın alındı. Mevcut anketleri değerlendirirken piyasalar, başkanlık sistemine yeter oyu çıkamayacağının tahminini çok öncesinden yapmıştı.

Ana senaryolar;  oy kaybı ancak tek başına iktidar ve koalisyon üzerine kurgulu olduğu için seçim sonrasında çıkan koalisyon tablosu da, piyasalarda beklenen yada mitinglerde anlatılan kaos ortamını yaratmadı. Bunu zaten süreç içerisinde endekste yaşanan yükseliş ve döviz deki geri gelmeden de görebiliyoruz.

Hatırlarsanız seçim sonrasında koalisyon ortaya çıkarsa doların 3,00 üzerine çıkacağını, endeksin belki de 65.000 seviyelerine kadar geri geleceğinin paniği yaratılıyordu.

Ekonomik vaatlere dayalı mitingler, belki de bu panik gazının azalmasına da neden oldu. İnsanlar ekonomik süreçlerin bir anda terse dönmesinin yapısal dengesizliklere dayalı olduğunu bu kadar kriz söylentisi sonrasında öğrenmiş olmaları lazım. Kaldı ki seçim sonrasında yaşanacak bir kaos ortamına sahip olacak isek, halen daha yapısal olarak anlatıldığı kadar güçlenmediğimizin işareti olacaktır. Madem bu kadar zayıfız, ekonomimizin gücünden nasıl bahsedebiliriz? soru…

Seçim sonrasında da şu anki tablonun çıktığını görüyoruz. İş şimdi başlıyor diyebiliriz. Çünkü birbirinin kırmızı çizgileri üzerinden yapılan kavgalar, içinde bulunduğumuz süreci belli bir süre sonra sürdürülemez hale getirecektir. Bu durumda git gide reel piyasalarda paranın kısıtlanmasına ve sistem içinde dönmemesine neden olacaktır. Bu sürecin kısa zamanda sonuca ulaşması geride 3 seçim atlatan Türkiye ekonomisi için daha da kritik bir hal alıyor.

Dış faktörleri kendimizden soyutlayamadığımızı düşünürsek, halen daha faiz arttırmamış Amerikan ekonomisi ve krizin çıkışını canlı yayın ile seyrettiğimiz EURO bölgesinden umduğumuzdan çok daha fazla etkilenebiliriz.

ABD’nin, Eylül ayında faiz artırımı konuşulur hale geldi. Ancak unutmayalım sene başından beri piyasalar bu beklentinin içinde pozisyon alıp, pozisyon boşalttılar. ABD’nin kendini avantajlı göreceği ve küresel ekonomiyi kendine daha bağlayacağı kusursuz zaman da faiz artırımına gitmesi daha olası.  Bunu da son çeyreğe yaklaşırken yapması, bir sonraki sene için daha fazla beklenti yaratmasını ve küresel de daha fazla paradan para kazanmasını sağlayacaktır.

Doların, Türkiye Merkez Bankası tarafından sene sonu beklentisi 2.78 olarak açıklandı. Merkez Bankası beklentilerini yükselterek güncelledi. Piyasalarda ise beklenti ya da konuşulan sene sonuna yaklaşırken 3,00 lü rakamları daha rahat telaffuz edebileceğimiz yönünde.  3,15 yabancı raporlarda bir sonraki sene ( 2016 ) ilk çeyreği içinde tahmin rakamları arasında gözüküyor.

EURO bölgesine dönersek, elinize ulaşan bu raporun gecikmesinin sebeplerinden biri diyebilirim. Yunanistan ekonomisi, şu satırları yazarken bile restleşme halinde idi. Ay sonuna kadar ödenmesi gereken borcun ödenemeyecek olması, Yunanistan da iflasın eşiğine gelindiğinin ilanı.

Avrupa’da reste rest ile cevap verip, Yunanistan’ın sunduğu programları reddediyor. Şu an için tartışılan Yunanistan’ın kamu harcamalarından tasarruf etmeyip, vergileri arttırmaya dönük bir program seçmesi. Avrupa’nın da bunu kabul etmeyip, kamu harcamalarında kısıntıya gidilmesini istemeleri. Vergi alabileceğin bir ekonomi yok artık diyorlar.

Bu durumda bizi neler bekliyor?

Birkaç paragraf yukarı çıkarsak, kendimizi soyutlayamayacağımız küresel ekonomiye, zayıf bir durumda yakalanmamak için hükümet sürecinin netleşmesi büyük önem kazanıyor. Olabilecek en tartışmalı koalisyon bile içine düşeceğimiz belirsizlik sürecinden iyidir. Süreç bizi, üretime değil yine paradan paranın kazanıldığı bir yapıya hapsediyor. Üretime ya da iş geliştirmeye dönük yatırımların olası getiri ve risk haritası, paradan para kazandıran yatırımlara göre cazibesini yitiriyor. Gayrimenkul yatırımlarının ( arsa ) artması, olası inşaat beklentilerinin sürdüğünü gösteriyor.  Bu sürecin nasıl bir balona dönüştüğünü tartışmak yersiz olacaktır. Çünkü inşaat yatırımlarının, istihdam ve ekonomik çarpanları hükümetlerin iştahını kabartıyordur. Temelsiz yapılan her strateji ise daha sancılı süreçlere gebe olduğumuzu gösteriyor.

İş geliştirme yatırımı yapmıyorsunuz ancak birileri inşaat yapar, sanayi bölgesi olur, köprü olur diye arsa alıyorsunuz.

Sene sonuna kadar, bizi bekleyen süreçleri tahmin etmek kimse için zor olmayacaktır. Ancak ben burada bir kez daha yazmış olayım. Hükümet kurulana kadar bu belirsizlik içinde piyasa git-gel lerimiz devam edecektir. Sistem kitlenmeye başladığında, ekonomik aktörler hükümetin ne olursa olsun kurulması konusunda baskı unsuru olacaktır ki, erken seçim senaryolarının bile olduğu şu ortamda Türkiye’yi gerçekten belirsizliğe sürükleyen partinin ya da partilerin sandıktan bir daha çıkma şansı olmayacaktır.

Bu durum,  “ben demiştim başkanlık olsaydı, böyle olmazdı !!! “, sürecini hortlatır ama satın alınacağını sanmıyorum. Hükümetin kurulduğu bir ortamda ister restorasyon hükümeti diyelim, ister seçim hükümeti; bizi 2 senelik bir yatay seyrin beklediğini söylemek mümkün.  Tabi ki bunları dış şoklardan bağımsız olarak değerlendiriyorum.  Her dış şok bizi aşağı yönlü bir kırılmaya taşır. İşte o zaman hükümet kuranların mantıklı hareket ederek, gemiyi düzgün bir limana taşımaları gerekecektir.

Kısaca, belirsizliğin çok olduğu bir ortamda küçük ve anlık fırsatları doğru değerlendirmek gerekiyor. Portföyü güvenli liman olarak görebileceğimiz altın ya da fırsat unsuru olan döviz de tutmak kişisel olarak beni daha çok ısındırıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder