Seçim öncesi ve seçim sonrası olarak iki
ayrı bakış açısıyla değerlendirmek içinde bulunduğumuz süreci daha doğru
anlatacaktır.
Seçim öncesinde; piyasalar ana kurgusunu
AKP’nin oy kaybedeceğine ancak tek başına iktidarını koruyacağına göre
fiyatladı. Ancak mitinglerdeki performanslar ve sonrasındaki anlık anketler,
bir anda süreci koalisyonla ifade eder noktaya getirdi. Ve piyasalar da, bunun
kırgınlığı ile satış dalgasının hâkim olduğunu gördük. Bu duruma paralel yeni
pozisyonlarda satın alındı. Mevcut anketleri değerlendirirken piyasalar,
başkanlık sistemine yeter oyu çıkamayacağının tahminini çok öncesinden
yapmıştı.
Ana senaryolar; oy kaybı ancak tek başına iktidar ve
koalisyon üzerine kurgulu olduğu için seçim sonrasında çıkan koalisyon tablosu
da, piyasalarda beklenen yada mitinglerde anlatılan kaos ortamını yaratmadı.
Bunu zaten süreç içerisinde endekste yaşanan yükseliş ve döviz deki geri
gelmeden de görebiliyoruz.
Hatırlarsanız seçim sonrasında koalisyon
ortaya çıkarsa doların 3,00 üzerine çıkacağını, endeksin belki de 65.000
seviyelerine kadar geri geleceğinin paniği yaratılıyordu.
Ekonomik vaatlere dayalı mitingler, belki
de bu panik gazının azalmasına da neden oldu. İnsanlar ekonomik süreçlerin bir
anda terse dönmesinin yapısal dengesizliklere dayalı olduğunu bu kadar kriz
söylentisi sonrasında öğrenmiş olmaları lazım. Kaldı ki seçim sonrasında
yaşanacak bir kaos ortamına sahip olacak isek, halen daha yapısal olarak
anlatıldığı kadar güçlenmediğimizin işareti olacaktır. Madem bu kadar zayıfız,
ekonomimizin gücünden nasıl bahsedebiliriz? soru…
Seçim sonrasında da şu anki tablonun çıktığını
görüyoruz. İş şimdi başlıyor diyebiliriz. Çünkü birbirinin kırmızı çizgileri
üzerinden yapılan kavgalar, içinde bulunduğumuz süreci belli bir süre sonra
sürdürülemez hale getirecektir. Bu durumda git gide reel piyasalarda paranın
kısıtlanmasına ve sistem içinde dönmemesine neden olacaktır. Bu sürecin kısa
zamanda sonuca ulaşması geride 3 seçim atlatan Türkiye ekonomisi için daha da
kritik bir hal alıyor.
Dış faktörleri kendimizden
soyutlayamadığımızı düşünürsek, halen daha faiz arttırmamış Amerikan ekonomisi
ve krizin çıkışını canlı yayın ile seyrettiğimiz EURO bölgesinden umduğumuzdan
çok daha fazla etkilenebiliriz.
ABD’nin, Eylül ayında faiz artırımı
konuşulur hale geldi. Ancak unutmayalım sene başından beri piyasalar bu
beklentinin içinde pozisyon alıp, pozisyon boşalttılar. ABD’nin kendini
avantajlı göreceği ve küresel ekonomiyi kendine daha bağlayacağı kusursuz zaman
da faiz artırımına gitmesi daha olası.
Bunu da son çeyreğe yaklaşırken yapması, bir sonraki sene için daha
fazla beklenti yaratmasını ve küresel de daha fazla paradan para kazanmasını
sağlayacaktır.
Doların, Türkiye Merkez Bankası tarafından
sene sonu beklentisi 2.78 olarak açıklandı. Merkez Bankası beklentilerini
yükselterek güncelledi. Piyasalarda ise beklenti ya da konuşulan sene sonuna
yaklaşırken 3,00 lü rakamları daha rahat telaffuz edebileceğimiz yönünde. 3,15 yabancı raporlarda bir sonraki sene (
2016 ) ilk çeyreği içinde tahmin rakamları arasında gözüküyor.
EURO bölgesine dönersek, elinize ulaşan bu
raporun gecikmesinin sebeplerinden biri diyebilirim. Yunanistan ekonomisi, şu
satırları yazarken bile restleşme halinde idi. Ay sonuna kadar ödenmesi gereken
borcun ödenemeyecek olması, Yunanistan da iflasın eşiğine gelindiğinin ilanı.
Avrupa’da reste rest ile cevap verip, Yunanistan’ın
sunduğu programları reddediyor. Şu an için tartışılan Yunanistan’ın kamu
harcamalarından tasarruf etmeyip, vergileri arttırmaya dönük bir program
seçmesi. Avrupa’nın da bunu kabul etmeyip, kamu harcamalarında kısıntıya
gidilmesini istemeleri. Vergi alabileceğin bir ekonomi yok artık diyorlar.
Bu durumda bizi neler bekliyor?
Birkaç paragraf yukarı çıkarsak, kendimizi
soyutlayamayacağımız küresel ekonomiye, zayıf bir durumda yakalanmamak için
hükümet sürecinin netleşmesi büyük önem kazanıyor. Olabilecek en tartışmalı
koalisyon bile içine düşeceğimiz belirsizlik sürecinden iyidir. Süreç bizi,
üretime değil yine paradan paranın kazanıldığı bir yapıya hapsediyor. Üretime
ya da iş geliştirmeye dönük yatırımların olası getiri ve risk haritası, paradan
para kazandıran yatırımlara göre cazibesini yitiriyor. Gayrimenkul
yatırımlarının ( arsa ) artması, olası inşaat beklentilerinin sürdüğünü
gösteriyor. Bu sürecin nasıl bir balona
dönüştüğünü tartışmak yersiz olacaktır. Çünkü inşaat yatırımlarının, istihdam
ve ekonomik çarpanları hükümetlerin iştahını kabartıyordur. Temelsiz yapılan
her strateji ise daha sancılı süreçlere gebe olduğumuzu gösteriyor.
İş geliştirme yatırımı yapmıyorsunuz ancak
birileri inşaat yapar, sanayi bölgesi olur, köprü olur diye arsa alıyorsunuz.
Sene sonuna kadar, bizi bekleyen süreçleri
tahmin etmek kimse için zor olmayacaktır. Ancak ben burada bir kez daha yazmış
olayım. Hükümet kurulana kadar bu belirsizlik içinde piyasa git-gel lerimiz
devam edecektir. Sistem kitlenmeye başladığında, ekonomik aktörler hükümetin ne
olursa olsun kurulması konusunda baskı unsuru olacaktır ki, erken seçim
senaryolarının bile olduğu şu ortamda Türkiye’yi gerçekten belirsizliğe
sürükleyen partinin ya da partilerin sandıktan bir daha çıkma şansı olmayacaktır.
Bu durum,
“ben demiştim başkanlık olsaydı, böyle olmazdı !!! “, sürecini hortlatır
ama satın alınacağını sanmıyorum. Hükümetin kurulduğu bir ortamda ister
restorasyon hükümeti diyelim, ister seçim hükümeti; bizi 2 senelik bir yatay
seyrin beklediğini söylemek mümkün. Tabi
ki bunları dış şoklardan bağımsız olarak değerlendiriyorum. Her dış şok bizi aşağı yönlü bir kırılmaya
taşır. İşte o zaman hükümet kuranların mantıklı hareket ederek, gemiyi düzgün
bir limana taşımaları gerekecektir.
Kısaca, belirsizliğin çok olduğu bir
ortamda küçük ve anlık fırsatları doğru değerlendirmek gerekiyor. Portföyü
güvenli liman olarak görebileceğimiz altın ya da fırsat unsuru olan döviz de
tutmak kişisel olarak beni daha çok ısındırıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder