Bir ülke düşünün ki; değil geleceğe dönük planlarınız, içgüdülerinize güvenip kısa vadeli yatırım bile yapamıyorsunuz. Ve bu ülke içerisinde ekonomi de istikrarın yakalanacağına, yabancı yatırımcının dolup taşacağına inanabiliyorsunuz.
Bırakın
küresel konjonktür de daralan dünya ekonomisini, bulunduğunuz coğrafya bile
olası her türlü riski tetikleyebiliyor. Ve bu duruma katkıda da bulunuyorsanız
gerisini düşünmeyin bile.
Seçimleri atlattık ve tek önemli
konumuz ekonomi idi. Hangi ara savaş tamtamlarının ortasında buluyoruz
kendimizi. Türkiye’de mi bu kadar hızlı işliyor gündem ya da biz mi gündemlerin
içine balıklama atlamayı seviyoruz. Asgari ücret konusu tartışılıyordu daha,
100 gün içinde yapılacaklar listesi irdeleniyordu.
Nereden çıktı bu Rus uçağı;
angajman kuralları.
Evet, unutmuşum. Burası Türkiye.
İstikrar; sihirli bir sözcük.
İstikrardan ne anladığımıza bağlı olarak değişmesine gerek olmayan tek anlamda
kararlılık ifade eden bir sözcük. Nereye giderseniz gidin “ istikrar “, süre
gelen bir kararlılık ifade eder. Çok değil hatırlayacağınızı sanıyorum; geride
bıraktığımız seçiminde kilit sözcüğü istikrardı.
Seçim sürecinden bu yana ( siyasete girmeden ) ekonomi de olumlu yönde değişen bir farklılık yakalayabildiniz mi ?
Seçim sürecinden bu yana ( siyasete girmeden ) ekonomi de olumlu yönde değişen bir farklılık yakalayabildiniz mi ?
Dur daha yeni atlattık seçimi bu
kadar hızlı olmaz diye düşünüyorsanız, yazının bundan sonrasını okumanıza gerek
yok; pembe hayallerinizi hiç bulandırmayayım.
Kötümserliğin hiç birimize
faydası yok. Ama kıyısından köşesinden gerçekçi olmaya çalışsak.
Evet, henüz hükümet bile
kurulmadan bazı şeyleri beklemek abes olacak ancak; unutmayalım ki, seçim atmosferi
o kadar keyifliydi ki, 2 Kasım da piyasaların bahar havasında rekor üstüne
rekor kıracağını doların – euro’nun istirahate çekileceğini, yapısal
problemlerimizin bir anda çözüleceğini hayal etmiyor muyduk.
Balkon konuşması ile bütün
problemlerimizin sona erdiğine dair bütün işaretler mevcuttu. Orta doğunun
bataklığına iyice çekildiğimiz hangimizi aklına geliyordu, coşku içinde dans
ederken. O motivasyonla dolarları
satacaktık ki dolarda ne olduğunu anlamayacaktı.
Acımasız gerçekler. Her şeyin
değişeceğine dair inanç, siyasi hırsın içinde boğulurken bir de uçak düştü
üstüne. Asıl sorunumuz ekonomi değil
miydi ?
FED, piyasalarda sopasıyla
oynamaya devam ediyor. Bu demek ki faiz korkusu içinde 2016’da da hesaplar
tutmayacak. Merkez Bankasının bağımsızlığı artık tartışma bile götürmeden
lağvedildi. Bu demektir ki, elindeki silahların tetikleri sürekli başkasında.
Yapısal reformlardan bahseden henüz çıkmadı. İşverenin üzerinde emrivaki olarak
asgari ücret konusu bekliyor ki, Ocak 2016’dan sonra bu durum başka sorunları
da tetikleyeceğe benziyor. ( İşsizlik ya da Suriyeli çalışan ile ikame )
Buraya küçük bir ek yapmak
istiyorum. Asgari ücretin açlık sınırının dahi altında olması adaletsiz iken, hiçbir ek önlem yada düzenleme
yapılmadan “ ben istedim, olacak” anlayışı işveren için alternatif yolların
kapısını açacaktır. Asgari ücret artışında devletin de içinde olduğu bir
düzenleme ile gerçekleşmesi, olası ikame çözümleri de ortadan kaldıracaktır.
Kaldı ki, piyasaların daralmanın içinde bulunduğu bir ekonomi de çok daha ciddi
sorunları beraberinde getirecektir.
Turizm gelirlerinde düşüş zaten
mevcuttu. Rusya iptalleri tuz, biber ilavesi oldu. Beni şaşırtan bu duruma da
bir önlem geliştirme çabasına girmeden, dünyada 8 milyar insan var deyip işi
olabildiğince cesur kabullenebilme yetisi.
Turizm gelirlerindeki düşüş; rezervlerinde erime olan Merkez Bankasının
döviz geliri kaybı hanesine yazılıyor.
Daha
var mı ? Pembe hayalleri olanlar okumayı çoktan bıraktığı için her nasılsa
sürekli güven duyan tüketiciyi açıklamış oluyoruz.
Yapısal
problemlerimiz, FED faiz artırımından sonra daha belirgin olarak çıkacaktır. Yabancı
güvenli limanlara kaçarken, gelişmekte olan ülkelerin bu pastadan alacağı pay
yarattıkları ekonomik katma değere göre değişirken sudan çıkan buz dağı misali
önümüzde belirecek. O sırada dümen nereye kırarsa teğet mi geçeriz, dikine mi
gideriz belli olur.
Üstüne
üstlük Suriye’deki açmaz burnumuzun dibindeydi, artık tam içindeyiz. Bu açmazın
içine bizi çekmek isteyenlerin ipiyle inmeye devam edersek, geleceğimizden
çalarız. Keşke şapkamızı önümüze koyup, yapmamız gereken ödevlerimize
odaklansak ve sadece ülkemizin sorunları ile uğraşıyor olsak. Çünkü çevremizde
yaşananlar duyarlılığımızdan daha fazlasını bizden istiyor. Bedeli çok daha
ağır olacak bir geleceği istiyor.
Son cümleden bağımsız olacak ancak, unutmadan her kriz
kendi fırsatlarını yaratır. Fırsatları doğru zamanda doğru yerde yakalamamız
lazım. Fiyatı düşen ancak değerinden bir şey kaybetmeyen yatırım fırsatlarını
yakalamalıyız.

