30 Kasım 2015 Pazartesi

Asıl konu istikrar değil miydi ?

           


         Bir ülke düşünün ki; değil geleceğe dönük planlarınız, içgüdülerinize güvenip kısa vadeli yatırım bile yapamıyorsunuz. Ve bu ülke içerisinde ekonomi de istikrarın yakalanacağına, yabancı yatırımcının dolup taşacağına inanabiliyorsunuz.
               
           Bırakın küresel konjonktür de daralan dünya ekonomisini, bulunduğunuz coğrafya bile olası her türlü riski tetikleyebiliyor. Ve bu duruma katkıda da bulunuyorsanız gerisini düşünmeyin bile. 

            Seçimleri atlattık ve tek önemli konumuz ekonomi idi. Hangi ara savaş tamtamlarının ortasında buluyoruz kendimizi. Türkiye’de mi bu kadar hızlı işliyor gündem ya da biz mi gündemlerin içine balıklama atlamayı seviyoruz. Asgari ücret konusu tartışılıyordu daha, 100 gün içinde yapılacaklar listesi irdeleniyordu. 


          Nereden çıktı bu Rus uçağı; angajman kuralları.

            Evet, unutmuşum. Burası Türkiye.

İstikrar; sihirli bir sözcük. İstikrardan ne anladığımıza bağlı olarak değişmesine gerek olmayan tek anlamda kararlılık ifade eden bir sözcük. Nereye giderseniz gidin “ istikrar “, süre gelen bir kararlılık ifade eder. Çok değil hatırlayacağınızı sanıyorum; geride bıraktığımız seçiminde kilit sözcüğü istikrardı. 

               Seçim sürecinden bu yana ( siyasete girmeden ) ekonomi de olumlu yönde değişen bir farklılık yakalayabildiniz mi ?
    
Dur daha yeni atlattık seçimi bu kadar hızlı olmaz diye düşünüyorsanız, yazının bundan sonrasını okumanıza gerek yok; pembe hayallerinizi hiç bulandırmayayım.

Kötümserliğin hiç birimize faydası yok. Ama kıyısından köşesinden gerçekçi olmaya çalışsak.

 Evet, henüz hükümet bile kurulmadan bazı şeyleri beklemek abes olacak ancak; unutmayalım ki, seçim atmosferi o kadar keyifliydi ki, 2 Kasım da piyasaların bahar havasında rekor üstüne rekor kıracağını doların – euro’nun istirahate çekileceğini, yapısal problemlerimizin bir anda çözüleceğini hayal etmiyor muyduk.   
   
 Balkon konuşması ile bütün problemlerimizin sona erdiğine dair bütün işaretler mevcuttu.  Orta doğunun bataklığına iyice çekildiğimiz hangimizi aklına geliyordu, coşku içinde dans ederken.  O motivasyonla dolarları satacaktık ki dolarda ne olduğunu anlamayacaktı.

 Acımasız gerçekler. Her şeyin değişeceğine dair inanç, siyasi hırsın içinde boğulurken bir de uçak düştü üstüne.  Asıl sorunumuz ekonomi değil miydi ?

 FED, piyasalarda sopasıyla oynamaya devam ediyor. Bu demek ki faiz korkusu içinde 2016’da da hesaplar tutmayacak. Merkez Bankasının bağımsızlığı artık tartışma bile götürmeden lağvedildi. Bu demektir ki, elindeki silahların tetikleri sürekli başkasında. Yapısal reformlardan bahseden henüz çıkmadı. İşverenin üzerinde emrivaki olarak asgari ücret konusu bekliyor ki, Ocak 2016’dan sonra bu durum başka sorunları da tetikleyeceğe benziyor. ( İşsizlik ya da Suriyeli çalışan ile ikame )

Buraya küçük bir ek yapmak istiyorum. Asgari ücretin açlık sınırının dahi altında olması adaletsiz  iken, hiçbir ek önlem yada düzenleme yapılmadan “ ben istedim, olacak” anlayışı işveren için alternatif yolların kapısını açacaktır. Asgari ücret artışında devletin de içinde olduğu bir düzenleme ile gerçekleşmesi, olası ikame çözümleri de ortadan kaldıracaktır. Kaldı ki, piyasaların daralmanın içinde bulunduğu bir ekonomi de çok daha ciddi sorunları beraberinde getirecektir.

Turizm gelirlerinde düşüş zaten mevcuttu. Rusya iptalleri tuz, biber ilavesi oldu. Beni şaşırtan bu duruma da bir önlem geliştirme çabasına girmeden, dünyada 8 milyar insan var deyip işi olabildiğince cesur kabullenebilme yetisi.  Turizm gelirlerindeki düşüş; rezervlerinde erime olan Merkez Bankasının döviz geliri kaybı hanesine yazılıyor.
            
           Daha var mı ? Pembe hayalleri olanlar okumayı çoktan bıraktığı için her nasılsa sürekli güven duyan tüketiciyi açıklamış oluyoruz.
                
            Yapısal problemlerimiz, FED faiz artırımından sonra daha belirgin olarak çıkacaktır. Yabancı güvenli limanlara kaçarken, gelişmekte olan ülkelerin bu pastadan alacağı pay yarattıkları ekonomik katma değere göre değişirken sudan çıkan buz dağı misali önümüzde belirecek. O sırada dümen nereye kırarsa teğet mi geçeriz, dikine mi gideriz belli olur.
               
         Üstüne üstlük Suriye’deki açmaz burnumuzun dibindeydi, artık tam içindeyiz. Bu açmazın içine bizi çekmek isteyenlerin ipiyle inmeye devam edersek, geleceğimizden çalarız. Keşke şapkamızı önümüze koyup, yapmamız gereken ödevlerimize odaklansak ve sadece ülkemizin sorunları ile uğraşıyor olsak. Çünkü çevremizde yaşananlar duyarlılığımızdan daha fazlasını bizden istiyor. Bedeli çok daha ağır olacak bir geleceği istiyor.  
                
           Son cümleden bağımsız olacak ancak, unutmadan her kriz kendi fırsatlarını yaratır. Fırsatları doğru zamanda doğru yerde yakalamamız lazım. Fiyatı düşen ancak değerinden bir şey kaybetmeyen yatırım fırsatlarını yakalamalıyız.

21 Kasım 2015 Cumartesi

eur - try


usd / try


14 Kasım 2015 Cumartesi

dakikalar akıyor .....



Yaradılışımız gereği korkularımız, endişelerimiz bizleri anlık tercihlere; sonucunu kestiremediğimiz hızlı karar alma süreçlerine itebiliyor. Genel yapımız güvenli limanlarda yer edinmek olduğu için, dalgalı denizlerde karar mekanizmamızı geliştirip, uzun vadeli planlar yapamıyoruz. Ama sanırım bu biz Türk toplumunda daha baskın. Yumurta kapıya gelince iş yapmayı, başkalarının kararları içinde yaşamayı daha kolay kabulleniyoruz.

Kısa bir girizgâhtan sonra seçimlerin ertesinde, önümüzde duran ekonomik problemlerin devam ediyor olduğunu henüz fark edemedik. Evet, tek başına bir iktidarın gücü olacak. Ancak unutmayalım bu güç son 13 yıldır bizimle idi. 2011 ve sonrasında 2013 ( FED açıklaması ile başlayan süreç ) itibariyle ekonomideki eksik yapılanların, teğet geçemeyen süreçlerin tortuları ile baş etmek zorunda olacak.  2015 Türkiye için kayıp bir yıl olarak yerini alıyor. 2016’ya hazır hissediyor muyuz?

FED’in gelişmekte olan ülkelerin üzerinde sallandırdığı giyotin halen daha tam olarak kendini göstermemiş iken, 2016 ‘ya birden fazla karmaşanın içinde gireceğiz.  

Siyasi konjonktürün neler getireceğini şimdilik unutalım. Küresel ekonominin daraldığını, Çin’in büyüme probleminin devam ettiğini ve paranın artık gelişmiş ülkelere doğru yön aldığını düşünürsek elimizdeki pasta diliminin ebatlarını korumak bizim için başarı sayılır.
Düşüncem o ki, ekonomik reformların yapılma zorunluğu içinde dirayetli ve bağımsız olacağına inanmak istediğim bir ekonomi yönetimi olacaktır. Gerçekleşecek şok dalgalarının emilmesinde güçlü görünen bir ekonomi yönetimi piyasalara güven konusunda çok ama çok önem taşıyor.

AB’nin tahvil alımına devam edecek olması, Euro için 2016 seyrini az çok belli ediyor. Ancak FED’in halen daha sakladığı faiz silahını, zamanında kullanmadığı durumda; beklediği etkiyi yaratamayacak olması da sürpriz olmamalı. FED’in yaratmak istediği şok dalgası bu belirsizlik yüzünden etkisini giderek azaltıyor. Yatırımcı, gelişmiş ülkelere olan geçişini sürdürüyor, gelişmekte olan ülkeler de de ( halen biz hariç ), alınan yapısal reform önlemleri ile umulan korkuyu yaratmayacaktır. FED’in faiz artırımı konusunda piyasa oyuncuları ile havuç-tavşanı oynaması, belli bir süre sonra tavşanın yorulup havucun peşini bırakması ile sonuçlanabilir ki; bu da paranın, Amerika’ya dönecek olan dolardan başka yatırım araçlarına akmasını hızlandırması demektir. 

Bu denklemde bizim durumumuz biraz istisna yaratıyor. Kırılganlığımızın hassan olduğunu, seçim belirsizliklerinde yorgun düşen ekonomik yapının artık bir an evvel icraat görmeyi beklediğini düşünürsek, kaybettiğimiz her dakika 2016 yılından çalmaya devam ediyor. Sayıların anlamlı, anlamsız hareketini bir kenara bırakın, gerekli olan düzenlemeler yapılmadan, ekonomik vaatleri gerçekleştirmenin hayali ile tedbirsiz davranırsak; yeni sorunları birbirine ekleyerek getiririz. Bunun içinde en önemli şey bağımsız ve güçlü bir ekonomi yönetimi. Buna bakanından bürokratına ve en başta MB na kadar herkes dahil. 

küçük bir yazı ( 3 ) .....



7 Haziran seçimleri öncesinden çok daha farklı bir tablo ile karşı karşıyayız.

Siyasi istikrarın yakalanamadığı, ancak koalisyon dahi olsa, ufukta bazı ışık parçacıkları bıraktıran 7 Haziran süreci sonrasında ekonomi daha dalgalı bir denizde yol alıyor. Döviz her iki cephede rekorlarını tazelemeye devam ederken, ABD’de faiz artırım sürecinin henüz daha başlamamış olması; doların yukarı yönlü hareketinin devam edeceği işareti olarak algılana bilinir. Euro’nun da bu belirsiz siyasi çerçeve içerisinde aşağı salınacağını kısa vadede düşünmek mantıksız olacaktır. 

Avrupa’yı ABD’den farklı ayrıştıran unsurların başında, içerisindeki belirsizlikleri ötelemiş olması geliyor. Avrupa dinamikleri, mevcutta bulunan ekonomik sorunları, kulak arkası etmeye devam edeceğe benziyor. Ancak gelen mültecilerin, yerleşik yapı içerisinde yer almaya başlaması ile Avrupa’nın ekonomi çarkları, dişlilerini sıkmaya başlayacaktır. Bu da Euro ‘yu orta vade ve uzun vade de Dolara karşı kaybeden başka bir para birimi yapar.

Kırılgan beşli içinde zayıf halka durumunda olan ülke ekonomimiz ise, Aralık ayına kadar inişli çıkışlı sürecine, özellikle inişli sürecine devam edecek gibi. Turizm gelirlerimizin azalan eğilimde hareket ettiğini düşünürsek, cari açığımızdaki tehditkâr baskı ile 2016’ya gireceğimizi söylemek mümkün.  

2016’nın tablosu için şu an konuşmak, evet erken, ancak bazı verileri tahmin ederek yorumda bulunmak çok zor olmasa gerek. 

Ayrıca Çin’i denklemin içine katmadık. Çin’deki ufak bir çalkantı bile küresel ekonomi de şu an ciddi dalgalara dönüşebiliyor ki, bu dalgaların altında gelişmekte olan ülke kategorisindeki ülkeler kalır. Ucuz iş gücü maliyetlerinin değiştiği tabloda, ihracatçılarımız için üretim noktasında farklı bir sorun daha baş gösterir. Bu da cari açıktaki kısır döngümüze bir olumsuzluk daha eklenmesi demektir. 

Ülkemiz kısa süre içerisine 3 seçim sığdırmanın ve seçim ekonomisinden az yara almanın hesabını yaparken, 4.seçime hazırlanıyoruz ki, aynı yıl içinde 2.genel seçim.  

Aslında dövizin, borsanın gösterge olmaktan çıkıp, cepteki para analizinin yapılması gereken bir takvim içerisinde yer alıyoruz. Bizim sene sonu dolar tahmini ya da borsa kapanış çizelgesinden çok şu anda cebimizdeki paranın değerini koruyarak ( dövizdeki dalgalanma ile imkânsızlaşıyor ), harcama bütçemizi nasıl standartta tutarız, onun haritasını bulmamız lazım.    

bültenden .... ( ekim )



1 Kasım Türkiye Genel Seçimine, 2 günden daha az kaldığını düşünürsek; yapılabilecek yorumlarında kısıtlı olduğunu belirtmem gerekir. 
  
Aslında özetle “ 2015 Kayıp Yılı ” desek pek çok şeyi anlatmış oluruz. Seçimin tatsızlığı içinde gelen ekonomik verilerin, tehlike çanlarını 2016 için bangır bangır çaldığını görmezden geliyoruz. FED, Çin , AB ve Turizm’deki ciddi gerileme ve ihracat rakamlarındaki düşüş vecari açıktaki tehlikenin bir buzdağı gibi önümüzde durması ve seçim sonrası belirsizlik ( siyasi gerginliklerin alevleri söndürmeden devam edebilecek olması )
 
 
Son söylediğimi biraz açmak istiyorum, seçim bir belirsizliğe son verirken, başka bir belirsizliği beraberinde getirebilecek olması. Şu anki koşullarda çıkması daha büyük olasılık gözüken koalisyon hükümeti, bağımsızlığı tartışmalı bıçak sırtı bir yapıda ilerlemeye çalışacaktır. Her zorlama süreç, kırılganlığı tartışma götürmeyen ekonomik yapımızı yıpratmaya devam edecektir. Bunu dışarıdaki şok dalgalarından korunamayan bir ekonomik yapı olarak düşünürseniz sonuç 2015 yılından daha kayıp ya da daha tedirgin edici olacaktır. Son günlerde konusu geçen üçüncü bir seçim ihtimalini düşünmek bile istemiyorum.  


Bu aşamada MB Başkanı Erdem Başçı’nın faiz ile ilgili açıklaması ve Ekonomiden Sorumlu olduğunu düşündüğüm Nihat Zeybekçi’nin faiz artırımı ve FED öngörülerini bir kenara bırakırsak, gösterge faizdeki gerileme bize dövize kaçışın devam edeceğinin sinyallerini veriyor. 

AB Merkez Bankası Başkanı Draghi’nin tahvil alım programının devam edeceğini açıklaması Doları, Euro lehine değerlendirecektir. Kaldı ki bunu açıklamadan sonra paritedeki yansımadan da görebiliyoruz. Bununla birlikte FED’in merakla beklenen toplantısından faiz kararı çıkmasa da ciddi anlamda Aralık ayına atıfta bulunarak, bu ihtimali güçlendirdi. Daha önce de yazmış olduğum gibi, Aralık ayında faiz artırımının gerçekleşeceğini ancak bunun sembolik kalabileceğini düşünüyorum. Bu toplantı sonrasında belirtmese bile küresel ekonomideki çalkalanmalar, özellikle Çin, göz ardı edilemeyecek durumda.


Yukarıda da belirttiğim gibi, 1 Kasım öncesinde bazı şeyleri yorumlamak anlamsızlaşıyor, önümüzde belli belirsiz gözüken ve çok da iç açıcı olmayan bir tablo var. Bu tablo seçim sonrasında biraz daha belirginleşecek ama renkleri, desenleri değişmeye devam edecek. Şu an için 1 Kasım’ı görmek çok daha anlam ve önem taşıyor.