11 Temmuz 2016 Pazartesi

Huzur Adasında Aşk Gemisi



                                               HUZUR ADASINDA AŞK GEMİSİ

Normal şartlarda blogumda siyasi içerikli yazıları yazmaktan uzak duruyorum. Siyasetin de inanç gibi aşırı uç noktaları barındırması nedeniyle şahsi fikirler düzeyinde kalmasının daha sağlıklı olduğu düşüncesindeyim. Aşırı tutumlar; yıllardır dost sohbeti yaptığınız insanların nasıl değiştiğini gösteriyor.

Neyse, ülkede yaşanan patlamaların üzerinden daha 2 gün geçmeden, coşkuyla açılışı yapılan Osmangazi Köprüsünün neleri unutturduğunu düşünüyorum ki, ülke “ HUZUR ADASI” haline gelmiş.

Ağır bir söz gelmiyorsa size, vicdani rahatlığınız umarım 3.000.000 Suriyelinin de VATANDAŞ statüsü ile aramıza katıldığında devam eder. Hepimizden alınan hakların, bedelsiz bir biçimde yeni vatandaşlarımıza sağlanıyor olması bende ciddi bir iç huzur yaratıyor.

Aralarından kalifiye olanların, İngiltere ya da ABD tarafından alınmadığını sanıyorsanız, uyanın o kısım çoktan halledildi. Burada kalanların kalifiye olması bir kenara, ara eleman bile olmasının nasıl sıkıntılı bir durum olduğunu ne zaman fark edeceğiz.  Haklısınız, ne zaman bizim yerimize ucuz iş gücü olarak ikame edilirler, bir şeyler için uyanma vaktimiz gelir. Tabi iş işten ne kadar geçmiş olur, onu bilemem.

Yoksa ikame ediliyorlar mı? Etrafınıza ya da iş yerinize bakın. Kaç Suriyeli çalışmaya başladı ve sizden daha maliyetsiz olduğu için kaç arkadaşınızın işine son verildi. Sırada kim var dersiniz?
MB, bankası faizleri indirdiği için zaten kredi muslukları son sürat açıldı ya, herkes nasıl yeni yatırım yaparım çabasında. Sanayi siteleri kapanandan ziyade, yeni daha kaç tane fabrika açarız diyen iş adamları ile kaynıyor.

Rusya’nın ilk uçağı da indi, zaten artık turizm kurtuldu, sayılır. Seneyi kaybetmiş olamayız ki, Dünya’nın birçok şeyi kaybettiği bir yılda muhtemelen bir şeyler bizi teğet geçiyordur. Bunu zamanı geldiğinde devlet büyüklerimiz zaten açıklıyor.

Hangi duruma nasıl hazırlanabileceğimizi içeren bir planımız yok, farkında mısınız? Dünya, Brexit’in kendilerine yansımalarını tartışırken, biz gayet rahat bir biçimde sorgulamadan devam ediyoruz. Hatta faydasını göreceğimize bile inanıyoruz. Daralan bir dünya da, hiçbir plan yapmadan, devam etmek sanırım bize özel.

İşlerimizi teker teker yeni vatandaşlarımıza bedelsiz kaybedeceğimizi bile göremiyoruz. Uyanmaya zaten niyetimiz yok bari…

Huzur Adasında, Aşk Gemisi ile seyahat ediyoruz. O buz dağı ne zaman çıkacak karşımıza bakalım.


Not: FED, bu yazıda dikkate dahi alınmamıştır. Nasıl olsa olanı yaşıyoruz.  Gelecek planlamaya gerek yok.

30 Mayıs 2016 Pazartesi

Ciddi misiniz ?

                               
                                                              
Özellikle siyasi konulara girmeden yazmayı tercih eden biriyim. Ama Türkiye ekonomisinden bahsettiğinizde siyasete bulaşmadan yazıyı tamamlamak için illaki teknik konuların içerisinde gezmeniz gerekiyor.

İmkânsıza yaklaşıyorum, siyasete bulaşmadan yazımı tamamlamak için; ama en azından Mehmet Şimşek konusunda teğet geçerek birkaç şey söylemek istiyorum.

Ciddi misiniz?

Mehmet Şimşek, ekonomik aktörler içinde Ali Babacan ile birlikte piyasanın en güven duyduğu isimlerdendi. Kabul ediyorum. Ancak geride kalan 64. Hükümetin kısa süresi içinde ne kadar etkisini hissettiniz? Ya da sadece vitrin olarak mı oradaydı. Ali Babacan’ın ismi geçsin diye ferahlama anı arayan oyuncular, şimdi aynı şeyi Mehmet Şimşek için yapıyorlar.
Gerçeklere dönelim. Ekonomi tek eksenli, faiz duyargası ile yönetilecek. Vitrindeki bibloların bir vasfı kalmadı artık. Kaldı ki, Mehmet Şimşek’in bunun farkında olduğunu son yaptığı açıklamalardan da anlaşılabiliyor.

Mehmet Şimşek’in Artık yapay zekânın, artık robotlaşmanın, robotların istihdam edildiği bir dünya. Aman hocalarım ne olur şu çocuklarımıza bilginin ötesinde bir şey kazandırın. Daha farklı yetenekler, transfer edilebilir yetenekler kazandırın.” ifadesi,  yardımcısı olduğu Başbakanın bilişim için “ Fazla kafayı takmayın, sıyırırsınız” a zıt.

Neyse…

FED’in faiz artırım baskısını devam ettiği, turizm gelirlerinin ürperttiği bir ortamda döviz atağına karşı MB’nin alacağı önlemleri dört gözle takip etmemiz gerekecek. Cebimizdeki paranın giderek azaldığı bir ortamda zorunlu olarak maaşlardan BES’e kesilecek 100 TL’nin de endişe verici bir tarafı yok. Zaten işlerimizi, vasfına bakılmaksızın Suriyeli işgücüne terk ediyoruz. Bunun da ekonomiye olan güvenimizi arttırdığı gün gibi ortada. Hepsi bir tarafa kim bu kadar konutu alıyor demeden, inşaat ile büyüyen ekonominin oluşturduğu balonlardan da bir haber durumdayız. Büyüyoruz yani sorun yok. Reel sektörü inşaat ile bir tutabilen bir güruha döndük.

Petroldeki avantajımızı giderek kaybetmeye başladığımız, bu yetmezmiş gibi döviz girdilerimizin azalmaya başlayacağı yılın ikinci yarısında hangi aklı evvelin risk iştahını arttırarak ülkeye sıcak para dışında yatırım sokabileceğiz, bunu merak ediyorum. Kaldı ki giren sıcak paranın spekülasyon için gireceği açıkken sevinebilecek miyiz? Bu kısım Gelişmekte Olan Ülkelere artan risk iştahından bahsedenler için olsun. Risk iştahı gerçekten Gelişmekte Olan Ülkelere gücüne oranla dağılıyor zaten. Biz gelişmekte olduğumuzdan bile emin değiliz.

Merkez Bankasının yapacağı faiz indirimlerinin ülke ekonomisinde yatırım iştahını arttıracağını düşünmek saflık olmayacak mıdır?

Ve aklımda deli sorular…

Gerçekten ciddi olamazsınız. 

17 Mayıs 2016 Salı

ceteris paribus ( 16.05.2016 uludağ gazetesi )




Ekonomide bir kural vardır ya da varsayım da diyebilirsiniz, “Ceteris Paribus”. Bütün diğer olasılıklar sabitken, ölçümü gereken unsurdaki değişimi açıklamada kullanılır. 

Kabul ediyorum, teknik bir terim ve bilmeyen biri için anlaşılmaktan uzakta. Şöyle basite indirgeyelim. Değerindeki değişimi ölçmek istediğimiz bir veri sepetimiz var ve bundaki değişimi yorumlayabilmemiz için öncelikle onu etkilemesi muhtemel diğer verilerin sabit olduğunu ve değişmeyeceğini kabul ediyoruz. 

Daha da mı karıştı. Boş verin. Asıl konumuz zaten bu Doların ne olacağı. Ve Türkiye gibi bir ülkede konu döviz ise ve hatta dolardan bahsediyorsak, hiçbir diğer şartın sabit veya olağan seyrinde gideceğini kabul edemeyiz.  

Kişisel fikrim dolar için konuşursam, göreceğimiz her düşüşün orta ve uzun vade için alım fırsatı olduğu. 2,80 desteğini kırdıktan sonra yapılan alımların kar getireceğini bilmek için kâhin olmaya gerek yok.

Sürprizin bol olduğu siyaset ortamında dolarda yaşanacak harekete artık alışmış olmamız gerekir.
Aslında ekonominin siyasetin esiri olduğu bizim gibi ülkelerde, istatistiki rakamların gerçeği yansıtması konusunda nasıl şüphelerimiz var ise, teknik analize dayalı tahmin yapmanın, yazının girişinde bahsettiğim diğer bütün şartları sabitlemekten bir farkı olmadığını söylemek lazım.
Hatta tam tersi hiçbir şartı sabit kabul etmeden daha ne olabilir ki, diye düşünerek yatırım yapmak daha kazançlı olacaktır.

Elimizdekileri sıralayalım, öncelikli olarak iç siyasette giderek artan belirsizlik ve terörün yarattığı can sıkıcı durum. Siyaset cephesinde yaratılan her çözümsüzlüğün bu ülke ekonomisinde neler yarattığı çok uzak geçmiş değil. İktidarın tek elde olması, ekonomi yönetiminin tek yumruk hedefe kitlendiğini ne kadar göstermiyorsa, ekonomi bürokratlarının bağımsızlığının tartışılır olması bir o kadar beceriksizliği de beraberinde getirecektir.  

Siyasetin önümüzdeki dönemde daha da tartışma konusu olacağı bir gerçek ve bu durum yazı konumuz olan Dolar için tartışmasız büyük etken. Merkez Bankasının faiz konusunda alacağı kararlarında siyasetin tahmin edilir koşulunda ilerleyeceğini düşünürsek, doların yukarı ivmelenmesi beklenmedik olmayacaktır.

Bununla birlikte, yaz dönemine girerken turizmde yakındığımız sıkışıklıkta, döviz girişlerimiz de problem yaratacağı açık. Döviz girdilerimiz içinde en büyük kalemlerden olan turizmin yaratacağı sıkıntıyı yılın ikinci yarısından sonra daha belirgin hissedeceğimizi düşünüyorum. 

Dış etkiden bağımsız bir süreç düşünülemeyeceğine göre, FED’in bu sene yapması muhtemel en az iki faiz artışı da Demokles’in kılıcı gibi sallanmaya devam edecek gibi. Haziran ayındaki toplantı yaklaşırken piyasalarda beklentiler daha da belirginleşecektir.

Risk iştahının gelişmekte olan ülkeler üzerine hareketleniyor olduğunu düşünürsek, iştah kaçırıcı her durum yeni bir dayak yememize sebep olacaktır. 

Kısaca siyasetteki çalkantılar ile ekonomideki bağımlı bağımsız tutum, yaşanması muhtemel şoklar; doların sene sonu tahminlerini 3,20’nin üzerine taşıyor.

11 Şubat 2016 Perşembe

" CPA "

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, zaman kavramı sizi içinde boğacak kadar hızlı işliyor. Siyaset sarmalı içinde dönüp dolanan bir ekonomide, haftalık ekonomi yazısı yazmak insanın sinir sistemini de allak bullak ediyor.

Düşünün ki, size sayı cambazlığı ile kabul ettirilen veriler kargaşası var ve bu veriler içinden gerçekten doğruyu yansıtacak olanı seçmek zorundasınız. Buna eklenen yurt dışı veriler kaosu daha da büyütüyor. Ve işin garip tarafı daha yılın ikinci ayındayız. 

Şimdi basit bir ekonomik modelden bahsedelim. İster enflasyondan arındırın ister arındırmayın. İster fırsat maliyeti hesaplayın ister hesaplamayın. Bazen o kadar basit bir sayı önünüzde size bakar ki, görmemek haksızlık olur. Ya da basit bir modelleme tüm sorularınızın cevabıdır.

Benim basit modellemem, CPA , " Cepteki Para Analizi "

Cebinizdeki para sizin paranızdır. Tabi bunu biraz daha daraltalım. Faturalar, zorunlu ödemelerden arta kalan ve ayrıca kredi kartlarınız hariç. Bir sonraki günü düşünmeden; fatura gününüzü ötelemeden sadece sizin kullandığınız cebinizdeki para.

Boş verin FED Başkanının açıklamalarını, Rusya gerginliğini, Ortadoğu açmazını, ya da bütün kargaşa üçgenlerinin başımıza ne işler açacağını, ya da unutun Çin'deki büyüme rakamlarındaki daralmayı... ( gerçi bunların hepsi bizim gene cebimizi boşaltır ama olsun. )

Gerçekten ne kadarınız var. Size ait. Kullanımınıza ayırdığınız. Gerisini düşünmeden doya doya harcayabileceğiniz. Cepte 5 TL kaldı diye yürüyerek gitsem mi, acaba demeden. 50 liraya bulunmaz hint kumaşı muamelesi yapmadan.

Kâydi para şekliyle değil, Nakit haliyle... Sıcak paranız.

İşte gerçek ekonomi o zaman başlıyor. Cebinizdeki ekonomi, yatırım yapmanıza engel ise boşuna kavga etmeyin dolar-euro endeksleri ile ya da altının çıkışına gözünüzü kapayın. Cebinizde sürekli bir tersine akım varsa, hiç dert etmeyin Janet YELLEN' i, hatta kim olduğunu bile umursamayın. Çünkü onun iki dudağından kelimeler dökülmeden sizin cebiniz çoktan boşalmış olacak.

Balık hafızalı olduğumuz söylenir. Psikolojik bir takım sınırlar ekonomide de mükemmel işler. Kabul edilebilirlik sınırları diyebilirsiniz. Doların 2 TL üzerine çıktığı ve Şimdi ne olacak dediğiniz zamanı hatırlıyor musuz ? 

Yoksa Hep 3 TL civarında mı dalgalanmıştı. Aşağı yukarı 7 - 8 ay önceye gidin, çok değil
Hafızanızı zorlayın... Çünkü asıl sorunun cevabı bu küçük hesaplarda gizli. Biz ne zaman bir şeyleri hatırlamaya başlarız, cebimizdeki para da o zaman değer kazanır.


Gerisi emin olun sayıların bize oyunu... 

28 Ocak 2016 Perşembe

ekimden bu yana tek eksi işlem

rapor uzun olduğu için ikiye bölüp görüntüledim, 
dolar/try ve eur / try da al-sat fırsatları takip ile her zaman kazanç yaratıyor. 

Not : Detayda roll dan kaynaklanan bir kaç eksi olsa da, işlem kapanışları artı gerçekleşmiş.




18 Ocak 2016 Pazartesi

eur-try ( 17.01 )


usd - try ( 17.01 )


Hükmeden Beyin



Beyin gücüyle makineleri yönetmek ya da makinelerin güvenliğimiz için yerimizi almasını sağlamak.  Makineleri yönetme fikri bilim için yeni bir konu değil. 

Düşünce gücünün bilgisayar ortamına taşındığı dünyamızda, makinelere beyin gücümüz ile hükmetmemize az kaldı.  Uzun yıllardır popülerliğini koruyan konu, mobil uygulamalar içinde ilham kaynağı. Düşünce gücü ile nesnelere komut verme hayalinden yolan çıkan teknoloji devleri Elektroensefalografi, İnsan Bilgisayar Etkileşimi ve Beyin Bilgisayar Arayüzleri alanında yapılacak çalışmaların böyle bir teknolojiyi var edeceğini öngörüyor.

Kafaya takılan Emotiv aygıtı ile beyin komutlarının iletimini sağlayan sistemde, Telefon rehberinizdeki kişinin resmini yada adını düşünerek aramanızı sağlıyor.

Bunun daha başlangıçtaki ilk parke taşları olduğunu düşünürsek, makineleri yöneten insanlardan sonra, insanları yöneten makinelerin yada Hawking’in uyarısı ile Yapay Zeka’nın giderek gelişmesi insanlığın gerçekten sonunu mu getirecek ?