Seçim sürecinin üzerinden neredeyse 2 ay
geçti. Düşünelim biraz, değişen bir şey oldu mu? Ya da daha belirsiz bir ortam
içerisine mi sürüklendik?
Sanırım çoğumuza seçim öncesinde sorsalar şu anki
tabloyu çizemezdik. Siyasi belirsizliğin daha da katmerlendiği, dümeninde kimin olduğu belli olmayan bir
ekonomiye bir de terör eklenince…
Kaos demek çok mu ağır gelir?
Ekonomide oluşan güven dalgasının azaldığını, piyasalarda tedirgin bir
bekleyişin hâkim olduğunu ve paranın reel piyasalarda dönme hızının düştüğünü
fark ediyorsunuzdur. Bu durumun
yatırımcıları olabildiğince ürküttüğü bir gerçek. Küresel piyasa da paranın
güvenli limanları tercih ettiğini, biz gelişmekte olan ülkeler, kafamıza vura
vura öğrendik.
İstisna sanıyorum, biz hala tam öğrenememişiz.
Önümüzdeki sürece bakacak olursak, yine temelde iki farklı yol
ayrımındayız. Koalisyon ya da erken seçim.
Koalisyon, ne kadar uzun soluklu olur ya da ne kadar çözüm yaratır tahmin
etmek zor. Ancak şu anki koşullardan daha sağlıklı olacağı bir gerçek. Hiç
kimse mevcut belirsizlikten hoşnut olmadığına göre, olası bir koalisyon kısa
süreli de olsa nefes aldıracaktır. Koalisyonun, soru işaretli kısmı siyasi güç
çarpışmalarından uzakta ne kadar kalabilecek. Bu güç çarpışmalarının şiddeti,
emin olun bizi erken seçim seçeneğinden daha olumsuz etkileyecektir.
Maalesef, yapısal reformlarımızın daha tam oturamadığını, her gün
şiddetli bir biçimde görüyoruz. İnşaat sektörünün lokomotifliğinde ilerlemek,
sadece sektörün mevcut çarpanlarının etkisinden faydalanmak ülke ekonomisinin
nasıl bir balon içerisinde yolculuk ettiğini gösteriyor. Koalisyon bize eğer bu
süre içerisinde; yıpranmış ekonominin tedavi süreci, istikrar gösterecek bir
ışık verirse ekonomi de güvenin yeniden temin edileceğine inanıyorum. Aksi
durumda iktidara tek başına yürüme hayali ile tekrar bir erken seçim,
ummadığımız denizlerde karaya vurmamıza neden olacaktır.
Türkiye’de maalesef siyasi erklerimiz, kişisel ego ve hırslarından
arınamadığı için ekonominin nereden dönebileceği, nereye çarpabileceği
konusunda yorumlar bağıra bağıra anlatılsa da umursanmıyor. Benim burada
anlattığım ise bundan çok daha uzak, biraz daha bilgilendirme amaçlı olduğundan
daha fazla karamsarlığa boğmak istemiyorum.
Şu esnada neler yapmak daha mantıklı olacaktır, bizler için onu
düşünmemiz lazım. Unutmayalım bizler filler altında ezilen çimen olmaktan
kurtulmalıyız.
Türk lirası faizleri önümüzdeki süreçte arttırılmaz ise, ( faiz artışına
karşı olan güçlü siyasi unsurlar bu konuda ciddi set oluşturacaklardır.) olası
bir dolara kaçışın bizi daha üst noktalarda rekorlara taşıyacağı kaçınılmaz
olacaktır. Bu durumda kırılgan beşlinin en hassası olan ülkemizde yabancılar
için güvenli liman arayışları hız kazanacaktır.
Bu bahsettiğimiz durum şu an zaten yaşanmakta. Yabancıların alternatif
güvenli limanlara çoktan seyre çıktığını rakamlardan görebiliyoruz. Bu kaçışın
artmış olması 2015 senesinin bizler için kayıp bir yıldan daha fazlasına gebe
olacağını gösterir.
Dolar bu durumda bahsettiğim gibi halen enerjisini koruyor. Avrupa’da
düzensizliğinin devam ettiği ve göstergelerden;
Yunanistan başta olmak üzere, suların pek durulmayacağını belli etmesi
Euro’nun da Dolara karşı gücünü kırıyor.
Borsa da ise bir şeyler söylemek için siyasete bulaşmak gerekecek. Olası
her durumun değişen yansımalarını göreceğiz. Koalisyon açıklanıyor olsa,
belirsizlik kalktı diyerek endeksin uçtuğunu göreceksiniz. Ancak belli bir süre
sonra koalisyon içerisindeki endişeleri satın alıp geri geldiğini
izleyeceksiniz. Erken seçim kararı çıksa; benzer bir senaryo ancak, bu sefer
daha yatay bir salınım hareketine tanık olacağız. Kaldı ki, erken seçimde sonuç
aynı tablo çıkarsa bu sefer daha dar bir bantta dalgalanacaktır. Borsa için
bence şu an teknik analize dayalı bir yorum yapmak çok bir şey ifade
etmiyor. Sonuçta bir de şunu eklemem
lazım, borsa kuralı; düşerken alacaksınız, çıkarken satacaksınız. Borsa da
düzenli ve istikrarlı bir yatırım para kazandırır. Belki de şu anki endeks
seviyelerini bir daha yakalayamayacağız, stratejimizi buna göre belirlemek
akıllıca olacaktır. Her krizin bir fırsat yarattığını unutmayalım.
Euro Bölgesinde, şu an için Yunanistan problemi çözüldü gözüküyor. Bu
cümlenin hangi tarafını düzeltmek gerekir? ” Şu an için “ kısmını mı , “çözüldü
gözüküyor” kısmını mı ya da içinde saklanan gerçek niyeti mi ?
Euro bölgesinde sorunun çözüldüğüne ya da belli bir süre daha gönül
rahatlığıyla ” çözüldü “ diyebileceğimize ben inanmıyorum. Tarafların birbirine
çektiği restten sonra Yunanistan bir sayı yazdı hanesine, şartları
değiştirterek istediğine yakın bir sonuç elde etti. Almanya bu durumun
rövanşını alacaktır. Hatırlarsanız artık iflas açıklaması beklenirken köprü kredi
ile referandumdan hemen sonra, IMF ve Avrupa Merkez Bankasına ödemeler yapıldı.
Akabinde de yeni kredi talebinde bulunuldu. Sonuç; maliye bakanının istifası.
Avrupa ekonomisi Almanya’nın lokomotifliğinde ilerliyor. Ancak Almanya
dahi bütün Avrupa’yı sürükleyecek enerjisini kaybedecektir. Ya da isteğini.
Yunanistan gibi hatta daha problemli ülkelerin olduğunu düşünürsek,
Yunanistan’ın yaptığı referandum bir anda diğer sorunlu ülkelere AB’ ye rest
çekmek için bir fırsat. Bu restleşmeler mevcut AB yapısının tekrar tartışılması
ve giderek daha da yıpranmalara yol açması demek. Amerika’nın enerjini
doldurmaya devam ettiği bir dönem de Avrupa niteliğini yeniden bireysel ülke
yapılanmalarında arayabilir. Ya da yeniden düzenlenen, içeriği değişen bir
Avrupa yapısında. Tabi bunu söylemek için daha henüz çok erken.
Önümüzdeki on yılın süper gücü olacak başka bir ülkenin taşa takılıp
tökezlemesi gösterdi ki, ÇİN; finansal piyasalarında bazı yapısal düzenlemeler
konusunda gecikmiş. Bu durum Çin’in süper güç olma yolundaki adımlarına ket
vurmuş değil. Ekonomiye, bizlerin aksine ciddi anlamda önem verdikleri için
istikrarı bozmadan kaldıkları yerden ufak değişiklikler ve önlemler ile devam
edebiliyor. Ancak unutmayalım, Çin’de yaşanacak bir kriz, bizim gibi gelişmekte
olan ülkelere ( bu tanımı hiç sevmiyorum. Mantalite olarak gelişmekte
olabildiğimize bile inanmıyorum. ) daha olumsuz etki edecektir. Kırılgan
beşlinin en hassas ülkesi olduğumuzu düşünürsek, çevremizde yaşanan her
ekonomik dalga bizde tsunami etkisi yapacaktır. Hele ki şu siyasi açıdan da
belirsizliğimizin arttığı dönemde.
Bu son iki paragraf biraz daha ilerisi için. Bunları bir kenara bırakıp,
kendi senaryomuzu yazalım.
Erken seçime karar kılındı. Kasım ayı içinde tarih belirlendi. Ekonomi
yönetiminde dümende kimin olduğu belli olmadan 3 ay daha. Bu arada Eylül ayında
FED toplantısında çıkması olasılıklar arasında yer alan faiz artırımı
gerçekleşti. Avrupa’da Yunanistan’da kıpırtı sene sonuna yaklaşırken
artacaktır. Kredi dilimlerinin ödenmesi ya da yeni planın yeni sonuçları
meydana çıkmaya başlayacak. Küresel ekonominin bir sonucu Çin’de yeni bir satış
dalgası borsa da ciddi kayıplara neden oldu. Rusya’da zaten ekonomik kriz
giderek derinleşiyor. Avrupa Birliğinin içinde sırada bekleyen Portekiz,
Finlandiya, İspanya hatta İtalya ve hatta şu an bile sinyallerini belli eden
Fransa … Duralım mı ?, Dolar sizce şu an
kaç ? Unuttunuz mu seçime hazırlanıyorduk, bu süre içerisindeki seçim
meydanlarındaki atışmalar, yeni olası lanet terör saldırıları, Irak-Suriye
üzerinden gelen çatışmaların bize yansıması …
Yatırımcı bu piyasa da güven içinde hareket edecektir !!!!
Koalisyonu başa yazıp, diğer tüm maddeleri sıralayabiliriz. Emin olun
siyasi bir güç çatışmasına dönmeyen,
egoların ve siyasi hırsların bırakıldığı bir koalisyon seçeneğinde,
ekonominin dümeninde birinin olduğunu bilmek, kararların alındığını görmek
üstte yazdığımız karamsar tablonun sonuçlarının çıkmasına engeldir. Ancak
koalisyon seçeneğinde bile kılıç üstünde bırakan altını çizerek belirteceğim
siyasi istikrar şüphesi ve kişisel hırsların-egoların varlığı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder