14 Kasım 2015 Cumartesi

bülten den ... ( ağustos )



          Seçim sürecinin üzerinden neredeyse 2 ay geçti. Düşünelim biraz, değişen bir şey oldu mu? Ya da daha belirsiz bir ortam içerisine mi sürüklendik?

Sanırım çoğumuza seçim öncesinde sorsalar şu anki tabloyu çizemezdik. Siyasi belirsizliğin daha da katmerlendiği,  dümeninde kimin olduğu belli olmayan bir ekonomiye bir de terör eklenince… 

 Kaos demek çok mu ağır gelir?

 Ekonomide oluşan güven dalgasının azaldığını, piyasalarda tedirgin bir bekleyişin hâkim olduğunu ve paranın reel piyasalarda dönme hızının düştüğünü fark ediyorsunuzdur.  Bu durumun yatırımcıları olabildiğince ürküttüğü bir gerçek. Küresel piyasa da paranın güvenli limanları tercih ettiğini, biz gelişmekte olan ülkeler, kafamıza vura vura öğrendik. 

İstisna sanıyorum, biz hala tam öğrenememişiz.  

Önümüzdeki sürece bakacak olursak, yine temelde iki farklı yol ayrımındayız. Koalisyon ya da erken seçim. 

Koalisyon, ne kadar uzun soluklu olur ya da ne kadar çözüm yaratır tahmin etmek zor. Ancak şu anki koşullardan daha sağlıklı olacağı bir gerçek. Hiç kimse mevcut belirsizlikten hoşnut olmadığına göre, olası bir koalisyon kısa süreli de olsa nefes aldıracaktır. Koalisyonun, soru işaretli kısmı siyasi güç çarpışmalarından uzakta ne kadar kalabilecek. Bu güç çarpışmalarının şiddeti, emin olun bizi erken seçim seçeneğinden daha olumsuz etkileyecektir. 

Maalesef, yapısal reformlarımızın daha tam oturamadığını, her gün şiddetli bir biçimde görüyoruz. İnşaat sektörünün lokomotifliğinde ilerlemek, sadece sektörün mevcut çarpanlarının etkisinden faydalanmak ülke ekonomisinin nasıl bir balon içerisinde yolculuk ettiğini gösteriyor. Koalisyon bize eğer bu süre içerisinde; yıpranmış ekonominin tedavi süreci, istikrar gösterecek bir ışık verirse ekonomi de güvenin yeniden temin edileceğine inanıyorum. Aksi durumda iktidara tek başına yürüme hayali ile tekrar bir erken seçim, ummadığımız denizlerde karaya vurmamıza neden olacaktır. 

Türkiye’de maalesef siyasi erklerimiz, kişisel ego ve hırslarından arınamadığı için ekonominin nereden dönebileceği, nereye çarpabileceği konusunda yorumlar bağıra bağıra anlatılsa da umursanmıyor. Benim burada anlattığım ise bundan çok daha uzak, biraz daha bilgilendirme amaçlı olduğundan daha fazla karamsarlığa boğmak istemiyorum.

Şu esnada neler yapmak daha mantıklı olacaktır, bizler için onu düşünmemiz lazım. Unutmayalım bizler filler altında ezilen çimen olmaktan kurtulmalıyız. 

Türk lirası faizleri önümüzdeki süreçte arttırılmaz ise, ( faiz artışına karşı olan güçlü siyasi unsurlar bu konuda ciddi set oluşturacaklardır.) olası bir dolara kaçışın bizi daha üst noktalarda rekorlara taşıyacağı kaçınılmaz olacaktır. Bu durumda kırılgan beşlinin en hassası olan ülkemizde yabancılar için güvenli liman arayışları hız kazanacaktır. 

Bu bahsettiğimiz durum şu an zaten yaşanmakta. Yabancıların alternatif güvenli limanlara çoktan seyre çıktığını rakamlardan görebiliyoruz. Bu kaçışın artmış olması 2015 senesinin bizler için kayıp bir yıldan daha fazlasına gebe olacağını gösterir.

Dolar bu durumda bahsettiğim gibi halen enerjisini koruyor. Avrupa’da düzensizliğinin devam ettiği ve göstergelerden;  Yunanistan başta olmak üzere, suların pek durulmayacağını belli etmesi Euro’nun da Dolara karşı gücünü kırıyor.

 
Borsa da ise bir şeyler söylemek için siyasete bulaşmak gerekecek. Olası her durumun değişen yansımalarını göreceğiz. Koalisyon açıklanıyor olsa, belirsizlik kalktı diyerek endeksin uçtuğunu göreceksiniz. Ancak belli bir süre sonra koalisyon içerisindeki endişeleri satın alıp geri geldiğini izleyeceksiniz. Erken seçim kararı çıksa; benzer bir senaryo ancak, bu sefer daha yatay bir salınım hareketine tanık olacağız. Kaldı ki, erken seçimde sonuç aynı tablo çıkarsa bu sefer daha dar bir bantta dalgalanacaktır. Borsa için bence şu an teknik analize dayalı bir yorum yapmak çok bir şey ifade etmiyor.  Sonuçta bir de şunu eklemem lazım, borsa kuralı; düşerken alacaksınız, çıkarken satacaksınız. Borsa da düzenli ve istikrarlı bir yatırım para kazandırır. Belki de şu anki endeks seviyelerini bir daha yakalayamayacağız, stratejimizi buna göre belirlemek akıllıca olacaktır. Her krizin bir fırsat yarattığını unutmayalım.

Euro Bölgesinde, şu an için Yunanistan problemi çözüldü gözüküyor. Bu cümlenin hangi tarafını düzeltmek gerekir? ” Şu an için “ kısmını mı , “çözüldü gözüküyor” kısmını mı ya da içinde saklanan gerçek niyeti mi ?

Euro bölgesinde sorunun çözüldüğüne ya da belli bir süre daha gönül rahatlığıyla ” çözüldü “ diyebileceğimize ben inanmıyorum. Tarafların birbirine çektiği restten sonra Yunanistan bir sayı yazdı hanesine, şartları değiştirterek istediğine yakın bir sonuç elde etti. Almanya bu durumun rövanşını alacaktır. Hatırlarsanız artık iflas açıklaması beklenirken köprü kredi ile referandumdan hemen sonra, IMF ve Avrupa Merkez Bankasına ödemeler yapıldı. Akabinde de yeni kredi talebinde bulunuldu. Sonuç; maliye bakanının istifası. 

Avrupa ekonomisi Almanya’nın lokomotifliğinde ilerliyor. Ancak Almanya dahi bütün Avrupa’yı sürükleyecek enerjisini kaybedecektir. Ya da isteğini. Yunanistan gibi hatta daha problemli ülkelerin olduğunu düşünürsek, Yunanistan’ın yaptığı referandum bir anda diğer sorunlu ülkelere AB’ ye rest çekmek için bir fırsat. Bu restleşmeler mevcut AB yapısının tekrar tartışılması ve giderek daha da yıpranmalara yol açması demek. Amerika’nın enerjini doldurmaya devam ettiği bir dönem de Avrupa niteliğini yeniden bireysel ülke yapılanmalarında arayabilir. Ya da yeniden düzenlenen, içeriği değişen bir Avrupa yapısında. Tabi bunu söylemek için daha henüz çok erken. 

Önümüzdeki on yılın süper gücü olacak başka bir ülkenin taşa takılıp tökezlemesi gösterdi ki, ÇİN; finansal piyasalarında bazı yapısal düzenlemeler konusunda gecikmiş. Bu durum Çin’in süper güç olma yolundaki adımlarına ket vurmuş değil. Ekonomiye, bizlerin aksine ciddi anlamda önem verdikleri için istikrarı bozmadan kaldıkları yerden ufak değişiklikler ve önlemler ile devam edebiliyor. Ancak unutmayalım, Çin’de yaşanacak bir kriz, bizim gibi gelişmekte olan ülkelere ( bu tanımı hiç sevmiyorum. Mantalite olarak gelişmekte olabildiğimize bile inanmıyorum. ) daha olumsuz etki edecektir. Kırılgan beşlinin en hassas ülkesi olduğumuzu düşünürsek, çevremizde yaşanan her ekonomik dalga bizde tsunami etkisi yapacaktır. Hele ki şu siyasi açıdan da belirsizliğimizin arttığı dönemde.

Bu son iki paragraf biraz daha ilerisi için. Bunları bir kenara bırakıp, kendi senaryomuzu yazalım.

Erken seçime karar kılındı. Kasım ayı içinde tarih belirlendi. Ekonomi yönetiminde dümende kimin olduğu belli olmadan 3 ay daha. Bu arada Eylül ayında FED toplantısında çıkması olasılıklar arasında yer alan faiz artırımı gerçekleşti. Avrupa’da Yunanistan’da kıpırtı sene sonuna yaklaşırken artacaktır. Kredi dilimlerinin ödenmesi ya da yeni planın yeni sonuçları meydana çıkmaya başlayacak. Küresel ekonominin bir sonucu Çin’de yeni bir satış dalgası borsa da ciddi kayıplara neden oldu. Rusya’da zaten ekonomik kriz giderek derinleşiyor. Avrupa Birliğinin içinde sırada bekleyen Portekiz, Finlandiya, İspanya hatta İtalya ve hatta şu an bile sinyallerini belli eden Fransa …  Duralım mı ?, Dolar sizce şu an kaç ? Unuttunuz mu seçime hazırlanıyorduk, bu süre içerisindeki seçim meydanlarındaki atışmalar, yeni olası lanet terör saldırıları, Irak-Suriye üzerinden gelen çatışmaların bize yansıması …  Yatırımcı bu piyasa da güven içinde hareket edecektir !!!!

Koalisyonu başa yazıp, diğer tüm maddeleri sıralayabiliriz. Emin olun siyasi bir güç çatışmasına dönmeyen,  egoların ve siyasi hırsların bırakıldığı bir koalisyon seçeneğinde, ekonominin dümeninde birinin olduğunu bilmek, kararların alındığını görmek üstte yazdığımız karamsar tablonun sonuçlarının çıkmasına engeldir. Ancak koalisyon seçeneğinde bile kılıç üstünde bırakan altını çizerek belirteceğim siyasi istikrar şüphesi ve kişisel hırsların-egoların varlığı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder